17 Eylül 2017 Pazar

Renkli

Fuat Benli, Karabulut mahallesine, Eylül ayında, yazdan kalma bir günde taşındı. Küçük bir kamyonete sığdırdığı eşyasını meraklı bakışlar altında apartmana taşırken çevreye gülücükler dağıtmayı ihmal etmedi. Birbirlerine sıkıntıdan başka duygu sunmayan mahalleli için gülen bir surat yeterince garipti. Adamda  daha büyük bir tuhaflık olduğunu fark eden, mübaşir Cevdet Bey’in oğlu Caner oldu. Burnunu karıştırırken “Oğlum, herifin gözüne bakın lan!” diye bağırdı.

Fuat Benli, soyadının hakkını veren bir adamdı. Dört kuşaktır Benli erkeklerinin sol gözünde, pirinç tanesi büyüklüğünde renkli bir ben vardı. Büyük büyükbaba Semavi Bey’in mor beninden bu yana doktorların nedenini bulamadıkları bu özellik, ailenin erkeklerine kimi zaman zorluklar çıkartmıştı. Eş bulmaktan iş bulmaya, türlü sıkıntı yaşasalar da, Tanrının bir lütfu olarak gördükleri bu özelliklerine her zaman sahip çıktılar. Fuat Benli de okulda, askerde, arkadaş ortamlarında adıyla değil soyadıyla çağrılmaya alışmıştı. Babası Mürsel Bey’in çağla yeşili beninden sonra, Fuat’ın fosforlu turuncu beni yeni bir çağın başlangıcı gibiydi.

Karabulut mahallesinin sakinleri, kısa sürede adamla ilgili bütün bilgilere ulaştılar. Otuzunda, bekar, kütüphaneci, hoşsohbet. Bir de memleketini öğrenselerdi daha iyi hissedeceklerdi ama yetinmeyi bildiler. Muhabbetine doyum olmuyordu bu renkli adamın. Akla gelebilecek her konuda ağzı laf yapıyordu. Bir ortamda Fuat Benli varsa, kahkahalar göğe yükseliyordu.

Büyükler ‘Benli’, çocuklar ‘Renkli’ diye çağırıyorlardı. Kendisine ‘Renkli’ denmesi hoşuna gidiyordu Fuat’ın. Yıllardır yeni bir yüz görmemiş, farklı bir sohbete oturmamış, üstüne sıkıntı tozu serpilmiş mahallenin rengi olmayı sevmişti. Kasım’ın ilk haftasında, havalar soğumaya başladığında bütün mahalleliyi sokakta toplayıp küçük bir şenlik düzenledi. Daha önce birbiriyle hiç tanışmamış olanlar kucaklaştı, sohbet etmemişler memleket meselelerini kurtarmaya oturdu, yemek tarifleri havada uçuştu, çocuk bağrışları sokağı sardı.

Renkli’nin Karabulut mahallesinde yarattığı değişim, yılbaşında doruğa ulaştı. Bütün sokak boydan boya süslendi. Elektrik direklerine kedi merdivenleri asıldı. Çöp tenekeleri çocukların yaptığı resimlerle kaplandı. Masalar, sandalyeler sokağa çıkarıldı. Bidonlarda ateşler yakıldı. Ertan Bey şiirler okudu, Vehbi Bey’in bağlamasına Sevda Hanım billur sesiyle eşlik etti. İsteyen rakısını içti, isteyen çayını. Halaya duruldu, eğlencenin dibine vuruldu. Yeni yıl, sabahın ilk ışıklarına kadar büyük bir coşkuyla kutlandı.

Artık herkes işini gücünü bitirip mahalleye koşmak için can atıyordu. Turuncu gözlü adam, sihirli bir değnek değdirmişti sanki. Onun yarattığı dostluk havasından güç alanlar, bilinmedik yönlerini göstermeye başladı. Emekli asker Durdu Bey bir satranç kulübü kurdu. Nükhet hanım haftada bir bakkalın önüne yöresel lezzetler tezgahı açmaya başladı. Bakkal Rüstem hafta sonlarında çocuklara ücretli çıraklık yaptırmaya başladı. Yıllardır birbirlerine bir selamı bile çok gören Karabulutlular, sarılmadan gün geçirmez oldu.

Yetmedi, mahalleye park yaptılar. Yetmedi, kahvehaneyi kadınlara açtılar. Yetmedi, çocuklar için el işleri atölyesi yaptılar. Yetmedi, yetmedi, yetmedi. Biraz güçten düşer gibi olduklarında, Fuat Benli turuncu benli gözüyle ortaya çıkıp herkesi harekete geçirdi. Sanki mahallenin üstündeki kara bulutlar, turuncu bir güneşle dağıtılmıştı.

Sonra o gün geldi...

Karabulut mahallesinin kaderini değiştiren o Mayıs gününde, her şey normal başlamıştı. Sokağın emekçileri omuz omuza parklarını süslemeye yürüyordu. Kadınlar en öndeydi. Çocuklar vardı kalabalığın içinde. Yıllardır evinden çıkmayan Demir Bey bile, tekerlekli sandalyesini ite ite ilerliyordu.

Derken siren sesleri duyulmaya başladı. Sokağın iki başından polis arabaları en tedirgin edici gürültüleriyle girdi mahalleye. Ellerinde silahlar, kafalarında kasklarla koşturmaya başladı polisler. Karabulut sakinleri ne olduğunu anlayamadılar önce. Huriye Teyze’nin iteklenmesiyle gördüler gerçeği. Polis, omuz omuza yürümelerini istemiyordu. ‘Yürüyüş izni’ diyorlardı, ‘yasak’ diyorlardı, bağırıyorlardı. Çocuklar ağlayarak çöp tenekelerinin arkasına saklandı. Kadınlar cesurca kalkanlara göğüs gerdiler. Adamlar dertlerini anlatmak için çabaladılar. Yürümeye devam etmekten başka dertleri yoktu. Aylardır mahallelerine sinmiş mutluluğu, dostluğu göstermek için yürümek.

Ama olmadı. Ne yaptılarsa olmadı. Karabulut sakinleri yerlerde sürüklendi, dövüldü, azarlandı. Dostlarının yaşadıklarını gören Fuat Benli daha fazla dayanamadı bu acımasızlığa. “Yeter ulan!” diye bağırdı. “Yeter ulan!”

Sol gözüne gaz kapsülü isabet etmeden önceki son sözleriydi bunlar. Menteşeleri sökülmüş ahşap bir kapı gibi düştü yere. Yüzünü kan kapladı. Öldü sanki herkes. Çığlıklar gözyaşlarına karıştı. ‘Renkli’nin yere düşüşü, mahalleliyi olduğu yere mıhladı. O Mayıs gününde, zaman durdu.

Aylar sonra döndü mahallesine Fuat Benli. Davası süren bir suçlu olarak. Sol gözünü kaybetmiş bir adam olarak. Çocuklar korktu gözündeki korsan bandından, büyükler utanç içinde yüz indirdi. Konuşmak istedi herkesle ama söyleyecek sözü kalmamıştı. Gözündeki benle birlikte sanki ruhunu da kaybetmişti. Turuncu güneş batmıştı.

Karabulut mahallesi, kısa sürede unuttu sarılmayı. Parklarını yabani otlar sardı. Yüzlerdeki gülüşler yok oldu. Kara bulutlar, sokaklara serilen ağır bir örtü oldu.

Ama Fuat Benli, soyadının hakkını veren bir adamdı. Dört kuşaktır Benli erkeklerinin sol gözünde, pirinç tanesi büyüklüğünde renkli bir ben vardı. O ben, bir korsan bandıyla yok edilemeyecek bir güce sahipti. Günün birinde Fuat Benli, bandı çöpe atıp yeniden sokağa çıktı.

Fuat’ın yürüyüşünü ilk gören mübaşir Cevdet Bey’in oğlu Caner oldu. Caner’in haykırışı Karabulut mahallesini kapladı: “Herkes toplansın, Renkli döndü!”


12 Eylül 2017 Salı

YKY yenilenen binasında, 20 Eylül'de siftah atacağız

20 Eylül Çarşamba günü saat 18.30'da Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık'ın, Beyoğlu konusundaki umutlarımızı yeşerten yenilediği binasında özel bir buluşma var.

Özel derken bir klişeye yenik düşmüyorum. Fil Uçuşu'nu takip edenler Levent Gönenç ve Levent Cantek ile olan dostluğumu biliyorlar. Şimdi bu iki muhteşem adamla, bu yıl yayımlanan "Muhalefet Defteri" kitapları çerçevesinde bir sohbet gerçekleştireceğiz. O kitaptan gireceğiz, günümüzde mizah ne durumda diye soluklanıp, dergilerin batma-çıkma hikayelerine kadar uzanacağız. Daha doğrusu ben soracağım, onlar anlatacak.

Bildiğim kadarıyla "Loca" bölümünde yapılacak bu sohbet, binada gerçekleştirilecek ilk sohbet etkinliği. İlk'ler önemlidir, değerlidir. Gönenç, Cantek ve ben bir anlamda binaya "siftah atacağız". Anladınız mı şimdi neden özel bir buluşma dediğimi.

20 Eylül Çarşamba.
Herkesi bekliyoruz.
Kalabalık olalım.

Güzel bir başlangıç olsun.
Siftah atmak geleneğimizde var.